Bir farmakoloji uzmanı gözüyle zayıflama ilaçları
Dr.Kaplan tarafından yazıldı.
Perşembe, 30 Temmuz 2009 08:22
PDF Yazdır e-Posta

 

İzmir Sağlık Dergisi için hazırladıım bir yazıyı siz Farmafil okuyucuları ile de paylaşmak istedim.

“Her 3 Amerikalıdan biri obez” cümlesini hepimiz son yıllarda sıkça duymuşuzdur. Durum değişmedi, Amerikalıların %35’i hala obez. Her yıl 50 milyon A.B.D. vatandaşı zayıflamaya karar verip diyete başlıyor, bunlardan bir kısmı gerçekten kilo kaybetmeyi beceriyor, ancak uzun vadede bunu koruyabilenler bu grubun sadece % 5’ini oluşturuyor. Amerika’da kilo kaybetmek ya da diyeti düzenlemek için harcanan para yılda 55 milyar dolar. Resmi veri olmamakla birlikte Türkiye’de ise yalnızca geçtiğimiz yıl bu pazarın %20 büyüdüğü ve 90 milyon TL seviyesine çıktığı belirtiliyor. Sağlık Bakanlığı tarafından 2004 yılında yapılan “Sağlıklı Beslenelim, Kalbimizi Koruyalım” araştırmasına göre ise ülkemizde erkeklerin yüzde 21,2' sinin, kadınların ise yüzde 41,5'i obez. Düzenli fiziksel aktivite yapanların oranı ise sadece % 3,5.

Zayıflama ve diyetle ilgili pazarın bu kadar ciddi bir pazar olduğunu fark edememiş olabiliriz. Ancak bu iş artık ciddi boyutlara ulaşmaya başladı. Söz konusu pazarın yapı itibariyle kontrol etmeye çok müsait olmaması ve satışların internet üzerinden kolayca yapılabilmesi ilgili otoritelerin işini daha da zorlaştırıyor.

Bu konudaki ülkemizde ve dünyadaki en büyük sıkıntı bu tür gıda takviyelerini piyasaya sürülmeden önce etkinliklerini ve güvenliklerini kanıtlamak zorunda olmamaları. T.C. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı’nca belirlenen Türk Gıda Kodeksi Takviye Edici Gıdalar Tebliği’ne göre onay alan “gıda takviyeleri”, etkinlikleri ve güvenlirlikleri konusunda herhangi bir bilimsel referans göstermeden piyasaya sürülebiliyor. Hemen belirtelim durum diğer ülkelerde de çok farklı değil. Amerika gibi ilaç uygulamaları konusunda çok sıkı yasal düzenlemeleri olan bir ülkede bile gıda takviyeleri piyasaya sürülmeden önce etkinliklerini ve güvenliliklerini kanıtlamak zorunda değil. Yani bu sorun aslında sadece ülkemizin değil dünya ülkelerinin ortak sorunu.

 

 

İnsanlar neden zayıflama ile ilgili gıda takviyelerine rağbet ediyor?

 

Zayıflama ile ilgili gıda takviyelerine takviyelerine artan talebin ana nedenlerini aşağıdaki gibi sıralayabiliriz.

 

Obesitenin yarattığı psikososyal baskı

Zayıflamanın sağlık açısından getireceği yararlar.

Kilo kaybını sağlayacak “mucize ilaç” isteği ve arayışı. Reklamlarda yeralan şişirilmiş iddialar.

Egzersiz ve diyet yapmak için yaşam stilindeki ciddi değişimi gerçekleştirememek ya da daha önceki diyet ve egzersiz deneyimlerindeki başarısızlık.

Reçetesiz erişilebilirlik.

Doğal tedavinin çekiciliği. Doğal olanın güvenli olduğu algısı.

 

Doğal olan “güvenli” midir?

Doğal tedavilerin mistik yanı, kimsenin fazla bilmediği bir “ilacın” hazırlanışını öğrenmiş olmanın hazzı gerçekten çekicidir. Bazı ilaçların bitki kökenli olduğu ve bu yüzden işlem görmemiş bitkilerin de yararlı olacağı fikri toplum tarafından destek bulmaktadır. Doğrudur; birçok ilaç doğadan elde edilir, ama sadece kaynatarak değil. Bir bitkinin içinde bir çok etken madde vardır. Bu etken maddeler içinde yararlı olanların yanında zararlı olanlar da olabilir. İlaç keşfi esnasında bu maddeler ayrıştırılır ve sadece yararlı ve güvenli olduğu bilimsel çalışmalarla kanıtlananlar belirli doz formlarında ilaç şekline getirilir. Böylece biz hangi etken maddeyi, hangi dozda aldığımızı biliriz. Bitkiyi kaynatarak elde ettiğiniz sıvıda ise hangi maddenin ne kadar olduğunu bilemezsiniz. Yararlı olanların yanında zararlı olanları da alabilirsiniz.

Toksikoloji yani zehirbilimin babası sayılan Paraselsus’un 16. yüzyıldaki ünlü sözü bu konuda aslında her şeyi özetlemektedir: “Her madde zehir olabilir. Zehir ile ilacı ayıran dozdur.”

 

İlaç nasıl “ilaç” olur?

Şu anda aklımıza “Acaba armutun içindeki falan madde insanları zayıflatır mı?” diye bir soru gelse ve bu maddeyi bilimsel kurallara uygun ve onaylanmış bir şekilde piyasaya sürmek istesek, bu bize ortalama 15 yıla ve 300-800 milyon dolar arası bir bütçeye mal olacaktır. %80 ihtimalle de ilaç geliştireceğimiz 15 yıllık süre içinde bizi herhangi bir aşamada başarısızlık beklemektedir.

Etkisi olduğu öne sürülen maddelerin gerçek anlamda ilaç olarak piyasaya sürülebilmesi için öncelikle hücrelerde denenmesi, daha sonra hayvanlarda çeşitli toksisite çalışmalarının yapılması ve bu safhaları geçen maddelerin insanlarda denenmek üzere Faz çalışmalarına alınması sonucunda olur. Bu da ciddi bir emek, bilgi ve bütçe isteyen bir iştir. Biz ancak bu çalışmalardan alacağımız sonuçlara göre ilacın etkili ve güvenli olduğunu biliriz. İş bununla da bitmez, ilaç piyasaya sürüldükten sonra bile güvenliliği izlenir, beklenmeyen etkiler ortaya çıkarttığı takdirde bu etkiler değerlendirilir ve ilacın ruhsatının askıya alınması ya da piyasadan çekilmesi söz konusu olabilir.

 

Zayıflama ile İlgili Gıda Takviyelerine Yönelik Problemler;

1)Etkinlik ve Güvenlilik Sorunu

Zayıflama ile ilgili gıda takviyelerini bazılarının etkililiği ile ilgili klinik çalışmalar olsa da piyasadaki çok büyük bir yüzdesiyle ilgili herhangi bir çalışma bulunmamaktadır. Bu yüzden genellikle bu maddelerin çoğunun gerçekten kilo kaybettirip kaybettirmediğini dahi bilmemekteyiz. “Hangi dozda ne kadar süre kullanılabilirler?”, “Yan etkileri nedir ?”, “ Ne kadar süre kullanılırsa ne kadar kilo kaybettirirler?” gibi sorularımız genellikle cevapsız kalmaktadır. Bu tür ürünlerle ilgili internet sitelerine bakarsanız hepsi kendi ürünlerinin çok güvenli olduğunu iddia etmektedir. Ancak gerçekte güvenliliklerine dair de bildiklerimiz çok azdır. Özellikle kadınlara hitap eden bu gıda takviyelerinin çoğunun gebelikte kullanımlarına dair bilimsel veriler bulunmamaktadır. Bu yüzden olası gebe olduğunu bilmeden bu ürünleri kullanan hastalarımızı yönlendirmekte çok sıkıntı çekmekteyiz.

Bu gıda takviyeleriyle ile ilgili bir başka olumsuz durum ilaç etkileşimleri konusundaki veri eksikliğidir. Süregelen kronik bir hastalığı olan ve bu hastalığa yönelik ilaç kullanan kişilerde, bu tür gıda takviyeleri kişinin kullandığı ilacın vücutta yarattığı etkiyi değiştirebilir, kullanılan ilacın tedavi edici etkisini azaltıp kontrol altına alınmış bir kronik hastalığı alevlendirebilir, ya da kullanılan ilacın istenmeyen yan etkilerinin ortaya çıkmasına neden olabilir.

 

2)İçlerinden prospektüslerinde yazmayan maddelerin çıkabilmesi

Zayıflama ile ilgili gıda takviyeleri ile ilgili bir başka problem de içinden prospektüslerinde yazmayan bir takım maddelerin de bulunabilmesidir. Hatırlarsanız ulkemizde yakın bir zamanda Lida isimli gıda takviyesinin içinden sibutramin tespit edilmiş ve iki vatandaşımızın şüpheli ölümünün sorumlusu olabileceği iddia edilmişti. Sibutramin, antidepresan olarak geliştirilmiş bir maddedir, santral olarak doyma hissi arttırmaktadır ve reçete ile satılabilen zayıflama ilaçlarının içinde bulunan bir etken maddedir, ancak ve ancak doktor kontrolünde kullanılması gerekmektedir. Sibutramini kalpte ritm bozukluğu, kanama bozukluğu, hipertansiyon, kardiyak yetmezlik gibi şikayetleri olan hastaların kullanması tehlikeli durumlar ortaya çıkarabilir. Zayıflamak için kullanılan bazı gıda takviyelerinin içinde sibutramin günlük önerilen dozun 3 katı kadar tespit edilmiştir ve bu durum prospektüste belirtilmemektedir. Bu doz, bırakın altta yatan herhangi bir sağlık problemi olan hastayı, sağlıklı insanda bile taşikardi, çarpıntı, kan basıncında yükselme ve nöbet gibi etkiler ortaya çıkarabilir. Bir gıda takviyesinin prospektüsünde yazmadığı halde bu tür bir etken maddeyi içermesi kesinlikle kabul edilemez.

İş sadece sibutraminle de bitmiyor, Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) 22 Aralık 2008’de yayınladığı bir uyarıda ithal edilen 28 adet zayıflama ile ilişkili gıda takviyesinin (Bunlardan bir tanesi de Lida) sibutramin dışında yine prospektüslerinde belirtilmeyen rimonabant, fenitoin ve fenolftalein gibi maddeler içerdiğini tespit etti ve piyasadan toplattı. Bu maddelerden rimonabant da ciddi umutlar vadeden bir zayıflama ilacı olarak geliştirilmesine karşın son iki senede 5 ölüm ve 720 advers olay ile ilişkili bulunmuş ve Ekim 2008’de piyasadan toplatılmıştı. Fenitoin epilepsi tedavisinde kullanılan bir etken madde, ne akla hizmet bu preparatların içine konulmuş anlamak mümkün değil. Fenolftalein müshil etkili bir bileşik, yapılan çalışmalarda DNA’da mutasyonlar ortaya çıkarabileceği ve kanserojenik etkili olabileceği gösterilmiş. Bumetanid yine bu tür gıda takviyelerinin içinde bulunabilen diüretik etkili bir etken madde. Bumetanid idrar çıkışını arttırarak ve kullanan kişilerde su kaybına neden olarak sözde “zayıflamalarını” sağlamakta. Tabii buna ne derece zayıflamak denebilirse. Bu tür bir maddeyi bilmeden kullanmanın sonucunda gelişebilecek dehidratasyon ve elektrolit bozukluklarının sağlık açısından ne kadar tehlikeli olabileceğini tahmin edebilirsiniz.

 

Medyanın Konu Hakkındaki Tutumu ve Kanaat Önderleri

Rating odaklı Türk Medyası’nın bu tür bileşiklere, sözde mucizevi etkileri olan gıda takviyelerine son yıllarda ilgisi epey arttı. Zayıflama konusunun cezbediciliği ve ciddi rant elde edilebilecek bir konu olması, bu konuda altyapısı olan ya da olmayan bir çok insanı “kanaat önderi” olarak piyasaya çıkardı. Artık şarkıcılar bizlere zayıflamak için gıda takviyeleri önerebiliyor, profesörlüğünü sosyal bilimler alanında elde etmiş insanlar bitkisel ilaçlarla ilgili “hobilerini” bize uzmanlık alanlarıymış gibi yansıtabiliyor. Bu tür kanaat önderleri bilimsel referanslarla konuşmadıkları sürece onları ciddiye alamayız, almamalıyız.

Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi yayınladığı uyarılarda bu konuda çeşitli anahtar kelimelerin ipucu olabileceğini söylüyor. Eğer bir gıda takviyesiyle ilgili reklamlarda ya da söylemlerde kolay, zahmetsiz, garantili, mucizevi, sihirli, yeni keşif, gizemli, egzotik, özel, antik gibi kelimeler var ise bu iş yüksek ihtimalle aldatmacadır diyor. Biz de bu fikre kesinlikle katılıyoruz.

 

Sonuç

Bu konuda herkese bir görev düşüyor. Öncelikle konu ile ilgili yasal düzenlemeler gözden geçirilmeli, boşluklar doldurulmalı. Halkın “ilaç” statüsünde algıladığı maddelerin “gıda takviyesi” statüsünde bu kadar kolay bir şekilde pazarlanabilmesi çok doğru değil. Bu konuda mutlaka bir takım kısıtlamalar ve düzenlemeler getirilmeli.

Ayrıca piyasaya sürülen gıda takviyelerinin piyasaya sürüldükten sonra da rastgele analizi yapılmalı ve prospektüslerinden farklı maddeler içerip içermediği kontrol edilmeli. Yabancı bir etken madde bulunması ya da şüphesi durumunda konuyla ilgili gıda takviyesi piyasadan çekilmeli ve ciddi cezai yaptırımlar uygulanmalı.

Halkın bilinçlendirilmesi ve konu hakkındaki farkındalığın arttırılması bir diğer önemli nokta. Zayıflamak için zahmetsiz ve kolay bir yol yok. Zayıflamak isteyen herkes kendi yaş ve sağlık durumuna göre bu işi bilen bir hekim ya da diyetisyene başvurarak egzersiz ve kalori kısıtlamasını temel alan bir programı uygulamalı. Yaşam ve yeme stilimizi değiştirmediğimiz sürece hangi yöntemi denersek deneyelim varacağımız sonuçlar uzun vadede kalıcı olamayacaktır.

Son olarak, zayıflatıcı olduğu söylenen herhangi bir gıda takviyesinin “mucizevi” “sihirli” denebilecek özellikleri olduğu lanse ediliyorsa, bu gıda takviyesi ile “çaba sarf etmeden” “kolay” bir şekilde kilo vereceğiniz söyleniyorsa, o gıda takviyesi yüksek ihtimalle bir aldatmacadır. Bunlara kanıp sağlığınızı riske atmayın.

 

Kaynaklar

1. Dwyer JT, Allison DB, Coates PM. Dietary supplements in weight reduction. J Am Diet Assoc. 2005;105:S80-6.

2. Messina BA. Herbal supplements: Facts and myths--talking to your patients about herbal supplements. J Perianesth Nurs. 2006;21:268-78.

3. Saper RB, Eisenberg DM, Phillips RS. Common dietary supplements for weight loss. Am Fam Physician. 2004;70:1731-8.

4. http://www.cfsan.fda.gov/~dms/wgtloss.html Erişim Tarihi: 24.03.2009

5. http://www.fda.gov/bbs/topics/news/2008/new01933.html Erişim Tarihi: 24.03.2009

 

Son Güncelleme ( Perşembe, 30 Temmuz 2009 08:48 )
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile